×

Bizi Youtube'dan takip etmek için sağdaki butona tıklayın!

KATEGORİLER

Okul seçimi: Yaşadıklarım 1 Blog

(Seri halinde yazacağım özel okul-devlet okulu yazılarımda, okul isimlerini açıkça yazmaktan çekinmiyorum, aksi takdirde bu konuda araştırma yapan kimseye bir fikir vermiş olmam.)

Çocuklarımızı yetiştirirken hep elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışırız. En iyi besin anne sütü der 6 ay kendimizi adarız. Sütü yetmeyen anneler en iyi mamayı araştırır. Katı gıdaya geçtiğinde bebeğimize en iyi meyveyi, sebzeyi, eti, en doğal yumurtayı, balı vermek isteriz. Yoğurdu evde kurarız, meyve suyunu evde hazırlarız. En büyük cirolara, en donanımlı laboratuvarlara sahip markalara bile güvenemeyiz. Üzerine giydireceğimiz, yumuşacık cildine dokunacak giysilerini seçerken bile etiket okuruz. Zaman geçer, bebeğimiz büyür, büyüdükçe ilgilenmemiz gereken alanlar da çoğalır.

Özellikle ilk çocuklarda aşılması gereken en yüksek tepe “okul seçimi” tepesidir. İçine girdikçe insanın tepesinin tasını attıran bu okul seçimi gerçekten aşılması gereken bir tepedir. Tamam, yoğurt kurduk, meyve suyu hazırladık ama okul binasını biz yapmadık, öğretmenleri biz eğitmedik, servis şoförüne ehliyeti biz vermedik, temizlik görevlisine hijyeni biz anlatmadık. Her şey kontrolümüz dışına çıktı ve bu kontrolümüz dışındaki alana çocuğumuzu haftanın beş günü, günün 6-7 saati bırakmak zorundayız. Özellikle de Türkiye’de yaşıyorsak bir de özel okul mu, devlet okulu mu kaosu ile baş etmek zorundayız. Oğlum Eren’in okul eğitimi konusunda yaşadıklarımızı anlatarak bir de ben kafanızı karıştırayım:erenokulmayis06nj240-300x225

Eren iki buçuk yıl Amerika’da yaşadı. Okul öncesi eğitime yani kreşe orada başladı. Okula bir yıl gitti, anadili gibi doğru aksanla İngilizce konuşuyordu. Türkçe’yi tek tük kelimelerle konuşuyordu. 2006 Mayıs ayında döndüğümüzde okul araştırma maceram başlamış oldu. Beykoz Doğa Koleji’nde yaz okuluna gitti. (Özellikle belirtmek için Beykoz kampüsü olduğunu yazdım, çünkü Doğa Koleji’nin kampüsleri genelleme yapılamayacak kadar farklı özelliklere sahip.)Kampüs büyüleyiciydi. Oğlumuz için en iyisini yaptığımızı düşünüyorduk ve içimiz rahattı, kendimizi huzurlu hissediyorduk. Hayvanat bahçesi, sebze ekim alanları, ağaçlar, havuz, spor salonları, at binmek için…. Aynı okulda Eylül ayında yuva eğitimine başladı oğlum. İlk gün Eren’in isminin yazılı olduğu malzeme poşetini göremedim, sorduğumda sizin sözleşmenizde her şey dahil değilmiş dediler. Halbuki ben her şey dahil diye hatırlıyordum. O sırada askerliğini yapmakta olan eşimle konuştuğumuzda o da “ekstra bir şey ödemeyeceksiniz demişlerdi” dedi. Neyse biz yanlış anladık demek ki dedim ve gereken malzemeleri Doğa Store’dan tamamladım. Okul ücreti değil de, bu malzeme parası beni oldukça şaşırtmıştı. Ama “olsun”du, çocuğum için en iyisi olmalıydı. Okulun ilk günü, saat henüz on olmuş. Eren’in sınıfının camından bakıyorum, bana ihtiyacı olursa diye koridordan ayrılamıyorum. dogakolejieylul06315-225x300Tam bu esnada bir yaş küçük grubun yani üç yaş grubunun sınıfının kapısı açıldı, öğretmen bir öğrenciyi yani henüz ufacık olan çocuğu kolundan tutup koridora çıkardı, ağlayacaksan burada bekle anneni diye azarladı. İnanamamıştım. Dikkatinizi çekerim, ilk gün ve saat 10 civarı ve çocuk 3 yaş gurubunda. Okulun ikinci haftasında Eren’i kolejden aldım, evin bir alt sokağındaki Sevgi Yumağı Anaokulu’na verdim. Çok memnunduk. Ben TRT’ye giderken oğlumu okula bırakıyordum, iş dönüşü eve girmeden alıyordum. Eren’in zaten çok iyi konuştuğu İngilizceyi unutmaması için de kendim elimden geleni yapmaya çalışıyordum. Aradan tam 6 ay geçti, Eren okulunda mutluydu, eşim askerliğini tamamlayıp İstanbul’a dönmüştü. Mart ayının son günleriydi ki telefonum çaldı. “Berna hanım, ben bilmem kim, Beykoz Doğa Koleji’nden arıyorum, biz sene başından bu yana şu müzik aletlerini tanıdık, şu sporla ilgilendik, satranç vs yaptık, Eren hepsiyle çok ilgiliydi, çok da başarılıydı.” Tüylerim diken diken olmuştu. “Siz dalga mı geçiyorsunuz, ben okulun ikinci haftasında Eren’in kaydını aldım oradan” dedim ve kızcağız ne diyeceğini bilemeden kapattı telefonu. Almış eline listeyi, üstelik de güncellenmemiş listeyi, herkesi arayıp aynı şeyleri söylüyor.

 

Neyse yaz geldi, biz Amerika ve askerlik sonrası düzenimizi kurduk. Kavacık’ta oturmaya başladık. Yine okul araştırdık, kardeşim Beyza ile gezmediğimiz özel okul ve devlet okulu kalmadı. Mesela Şair Nedim…İ.Ö. okulunda müdürün odasına giren çocuğun nasıl ellerini ovuşturduğunu, konuşmaktan ne kadar çekindiğini görünce içim acımıştı. Nihayet, zor olsa da karar verdik. Eren İstanbul Koleji’nde anaokuluna başladı. Sabah Kavacık’tan çıkıyorduk, önce Etiler’e okuluna oğlumuzu bırakıyorduk, sonra ben Ulus’ta TRT binasında iniyordum, eşimde iş yerine Ortaköy’e devam ediyordu. Dönüşte ben biraz erken çıkıp Eren’in servisine yetişiyordum, servis şoförümüz Ergun bey sağ olsun beni de kabul etmişti servise. Düzen tamamdı. Eren’in yabancı uyruklu İngilizce öğretmeni vardı, kendisi ile defalarca konuştum. Tek İngilizce bilen Eren’di. Tabii ki diğer çocukların önünü kapamayacaktı ama Eren’in konuşmasını da bastırmamalıydı. 9 kişilik sınıfta bu durumla baş edememişti. Eren gün geçtikçe konuşmayı reddediyordu. Bizim özel okula karar vermemizdeki en büyük etken istkljsinifgunumart08086-225x300olan İngilizce eğitimi hayal kırıklığına doğru gidiyordu. Birinci sınıfa başladığında bizlere bilgi verilmeden mevcut 20 kişiye çıkmıştı. Çok mu? Evet, eğer sınıflar en fazla 14 öğrenci alacak kapasitede ise çok. Nitekim sürekli hasta oldular. Öğretmenlerinin performansı düştü. Gelen öğrencilerden tuhaf huyları olanlar vardı. Bir gün bir kız arkadaşı Eren’e çubuk kraker ambalajında raptiye ikram etmişti. Eren bana bunu okul çıkışı gezmeye giderken anlattı, “neyse ki hemen ağzıma atmamıştım anne” dedi. Henüz okulun sokağındaydık, geri döndüm. Müdire hanımla konuşup öfke ve panik içinde durumu anlattım. Bana gayet doğalmış gibi “evet Berna hanım, o kızımız biraz yaramaz, teneffüste bahçeden solucan toplayıp ağzına atıyor” dedi. Kendi ağzına ne attığı beni ilgilendirmez, benim çocuğuma ne yaptığına bakarım ben. Siz bir öğrenciyle baş edemiyorsanız ne diye sınıf mevcudunu 20 kişiye çıkardınız. Bir başka arkadaşı da sürekli bebekleri, çocukları bombalamaca oynamak istiyormuş. Yani özel okul olunca elit insanlar ve onların yetiştirdiği özel çocuklarla dolu olmuyor sınıflar. Butik okulda bile nelerle karşılaşıyor insan. Bir başka sorun da her yıl farklı öğretmen girecekti derslerine, üst sınıflarla görüşünce anladık ki bu çok sakıncalı. Öğretmen yeterince üstlerine düşmüyor öğrencilerin. “Anlayan anlar, anlamayanlarla seneye filanca öğretmen uğraşır nasıl olsa” diye düşünülüyor. Çocuğun ileride ziyaret edeceği, vefa göstereceği onu yakından tanıyan bir “ilkokul öğretmeni” olmuyor hayatında. (Ben 1985’te mezun olduğum ilk öğretmenim Suay Kuray ile bugün bile hala iki ayda bir telefonla da olsa görüşüyorum. O da mutlu oluyor, ben de.)selineren23nsn09istklji87-300x225

Sonunda bu duyarsızlıklara dayanamadık ve Eren’i 2. Sınıfı okumak üzere Ata Koleji’ne aldık. Devlet okulundan hallice dediğimiz bu okulda gerek sınıf öğretmenimiz gerek stajyer öğretmenimiz gerekse Müdür yardımcımız çok ilgili, çok seviyeli idiler. Okulun orta öğretim yani ikinci kademede başarısının biraz düşük olduğunu duyuyorduk ama o zamana kadar burada devam ederiz diye düşünüyorduk. Ancak çocuklarımızın özgürce oynayabileceği bir site içerisinde ev almaya karar verdik ve Çekmeköy-Taşdelen’e taşındık. Ata Koleji ile aramıza çok mesafe girmişti, biz tekrar okul arayışına başladık. Bizim için yabancı olan Çekmeköy bölgesinde hem özel hem devlet okulu araştırması yaptık.

Neye karar verdik? Devlet okulunda neler yaşanabilir?  2. Bölümde.

NOT: Bu yazım geçmiş tarihte (Haziran 2012) www.alternatifanne.com sitesinde yayınlanmıştır.


Sizde Görüş Belirtin

Scroll Up